
Bazen her şeyden biraz uzaklaşmaya, kafamızı dağıtmaya, hatta sadece “kendimize ait” küçücük bir mola vermeye ihtiyaç duyarız ya… İşte workshop’lar tam olarak o his için var. İnsanlar bir atölyeye geldiklerinde sadece yeni bir şey öğrenmiyor; aynı zamanda ruhları hafifliyor, yüzlerine kocaman bir gülümseme yerleşiyor.
Workshop ortamlarında inanılmaz bir şey oluyor:
İnsanlar üretmenin keyfini yeniden hatırlıyor.
Bir fırça darbesi, bir parça hamur, bir demleme ritüeli, bir çiçek düzeni… Ne olduğu çok önemli değil aslında. Önemli olan insanın, kendi elleriyle bir şey ortaya çıkarmanın verdiği o küçük ama güçlü mutluluk anı.
Bir de işin sosyal tarafı var. Workshop’a gelen herkes bir şekilde aynı heyecanı taşıyor. Kiminle konuşsan güzel bir enerji var. Sohbetler başlıyor, kahkahalar yükseliyor, “Aaa senin de mi ilk kez?” gibi cümleler ortamı hemen yumuşatıyor. İnsan ister istemez rahatlıyor, o sıcaklığa karışıyor.
Ve belki de en güzeli:
Anda kalmak.
Gün içinde bin tane düşünceyle boğuşurken, workshop sırasında zihin bir anda sessizleşiyor. Sadece yaptığın işe odaklanıyorsun. O an, sanki dünyanın geri kalanından kopmuşsun gibi… Bu da insana gerçekten iyi geliyor.
Kısacası workshop’lar, insanların kendilerine minicik bir iyilik yaptığı yerler aslında. Yeni bir şey öğrenmek, kafa dağıtmak, yeni insanlarla tanışmak, enerjiyi tazelemek…
Ve çoğu kişi çıkarken tek bir cümle kuruyor:
“İyi ki gelmişim.”

Her deneyim, insanın ruhuna işlenen sessiz bir armağandır; zamanla anlamını bulur ve bizi olduğumuz kişiye dönüştürür.
BAYES'le deneyimle
